OKUMAK, TARİH BİLMEK ve ATATÜRK

Atatürk’ün on iki yıl boyunca her zaman en yakınında bulunan hizmetlisi Cemal Granda’nın hatıralarında bir bölüm, Atatürk’ün tarih bilimine olan yakın ilgisini ve okumaya verdiği değeri veciz birkaç cümleyle ortaya koyar. 

Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nun çalışmalarını yakından takip eder, Türk tarihinin mümkün olduğu kadar geniş araştırılması için çevresine her fırsatta uyarılarda bulunurdu.

Bir gün elinde kalın bir tarih kitabını okumaktayken, sofrasının müdavimlerinden yakın arkadaşı, Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan Vasıf Çınar, “Paşam, tarihle ilgilenip kafanı yorma. 19 Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın?”, der. 

Bu sözler üzerine Atatürk, gülümseyerek şöyle cevap verir:

“Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarının hiçbirini yapamazdım.”

Atatürk’ün bu sözlerinin ispatı, bugün Anıtkabir’de sergilenen o günlerin zorlu geçim şartlarına rağmen kurduğu muazzam kütüphanedir. 

9 Temmuz 2020

İBRAHİM OKUR

www.ibrahimokur.wordpress.com

www.ibrahimokur.com.tr

www.ibrahimokur.com

ATATÜRK’ÜN BÜYÜKDERE KONUŞMASI

ATATÜRK’ÜN BÜYÜKDERE KONUŞMASI

BENİ GÖRMEK, BEHEMAHAL YÜZÜMÜ GÖRMEK DEĞİLDİR!

Atatürk’ün 12 yıl özel hizmetinde bulunan ve ölünceye kadar da yanında bulunan Cemal Granda’nın hatıralarından aktarıyoruz:
Atatürk, Ankara’da yoğun geçen çalışmalar yüzünden o yaz İstanbul’a ancak ağustos ayında gelir. 10 Ağustos 1929 gecesi, Söğütlü yatıyla boğazda bir gezintiye çıkar. Büyükdere’de Erzurum Genel Müfettişi Milletvekili Tahsin Uzer’in yalısına gider. Bu yalıyı çok severmiş, buraya sık sık gelmek istermiş. Beraberinde Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Aras, Salih Bozok, Ruşen Eşref, Falih Rıfkı da vardır. Atatürk’ün Büyükdere’ye  geldiğini duyan ve iskelede yatı gören halk, yalının önünde toplanır. Gece yarısına doğru, kalabalık iyice çoğalınca tezahürata başlarlar : “Gazi’yi isteriz, Gazi’yi isteriz!..” diye. Evdekiler telaşlanır. Atatürk gürültüyü duyunca, ev sahibi Tahsin Uzer’e “Nedir bu?, Ne istiyorlar?” diye sorar. Uzer, “paşam sizi balkonda görmek, alkışlamak istiyorlar”, diye cevap verir.
O günlerde Atatürk’ün yataktan çıkamayacak kadar hasta olduğu, ölmesinin yakın olduğu hakkında yalan haberler İstanbul’da  yayılıyordu. Tahsin Uzer’in sözleri üzerine Atatürk yerinden kalkar ve yavaş yavaş balkona çıkar ve halka el sallar. Onu gören halk çılgınca alkışlamaya başlar. Atatürk sevgi seli karşısında çok duygulanır ve kalabalığa hitaben konuşmaya başlar:
“Sevgili vatandaşlarım,
Benim için zahmet ediyorsunuz. Mahçup oluyorum.
Beni görmek, behemehal yüzümü görmek değildir.
Benim fikirlerimi, duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir. Benim için huzurunuzu bozmayın, gidip yatın, hepinizi yarın işiniz bekliyor.”

Bu kısa konuşmadan sonra halk evin önünden ayrılmaz. “Yaşa, varol, biz senin için yaşıyoruz”, diye bağırmayı sürdürür.

Bunun üzerine Atatürk sözlerine şöyle devam eder:

“Arkadaşlar!

İçinizden bazı İstanbullular bana nüzul inmiş, eli ayağı tutmuyor, ölmesi mümkündür, diye bazı sözler çıkarmışlar. Görüyorsunuz ya, karşınızdayım. Sıhhatim yerinde. Elim de tutuyor, ayağım da. Gözüm de görüyor. Hiç kimse merak etmesin.

Siz bu akşam karşımda milletin timsali, gölgesisiniz. Size seslenirken, bütün millete sesimi işittireceğimi biliyorum. İşittiniz, sizin için sağlığını, ömrünü vazifeye adayan adam sahnededir. Sizin için çalışacak, sizin için yaşayacaktır. Benim kuvvetim, size olan muhabbetim ve sizin bana olan muhabbetinizdir. Bu millet, bu memleket dünyanın en makbul bir varlığı olacaktır. Bu milleti öbür milletlerin üstünde görmeden ölmeyeceğim.”

Bu sözlerden sonra kalabalığın dağılması için tekrar rica etti. Bunun üzerine herkes evine döndü. Atatürk de balkondan içeri girdi.

8 Temmuz 2020

İBRAHİM OKUR

www.ibrahimokur.com.tr

www.ibrahimokur.com

www.ibrahimokur.wordpress.com