NAMIK KEMAL’DEN BİR BEYİT

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet Türkiye’sini, gayet ağır şartlar altında, olağanüstü olumsuzluklara rağmen yılmadan mücadele ederek bize armağan eden birçok dava adamı, Namık Kemal’in kendilerine mertlik duygusu ve mücadele ruhu aşıladığını söyler ve gençlik yıllarını anlatırken onu anmadan geçmezler.

Bu konuda Namık Kemal’in bir beyti, çeşitli eserlerde özellikle karşımıza çıkar. Günümüzde de kendini genç gören ve olumsuzluklara karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayanlara doping etkisi yapar düşüncesiyle, söz konusu beyi, sayfama taşıdım:

NE GAM PÜR ATEŞ-İ HÛN OLSA DA KAVGA-YI HÜRRİYET

KAÇAR MI MERD OLAN BİR CAN İÇİN MEYDAN-I GAYRETTEN.

Trablusgarp’ta, Berberiye Kalesi zindanında 10 metrekare bir odada 25 arkadaşıyla kalan, İstibdat yönetimine karşı verilen mücadelenin ilk evrelerinde tutuklanan ve Şeref Kurbanları (*) olarak anılan yüze yakın Tıbbiye, Harbiye, Bahriye ve Mülkiye öğrencisinden biri olan  Ali Fahri Bey (1861-1928) (Ağbaba), daha önce bu zindana tıkılanların duvar yazılarını okumaya çalışırken bir de bakar ki Abdullah Cevdet de burada bir müddet kalmış ve duvara şöyle yazmış:

Millet!… Yeter bu sabır, bu kanlı taarruza

Hiç olmasın esarete bağlı olan hayat

Zincir-i zulmü kırmaya artık kıyam edin,

Zalimlerin zulumlarını iktiham (hücum) edin

Vardır henüz bir nice ahrar-ı ser bülent

Durma bu yolda ey koca millet,

….

Daha önce bu zindana konulan bir hürriyetperver, kendisinden sonra buraya konulacak hürriyetperverleri teselli etmek ve metanet aşılamak için şöyle yazmış:

“SAKIN KORKMAYIN HA!”

Genç Ali Fahri Bey, duvarlardaki bütün nasihatları içselleştirmiş görünüyor.

İnançlı bir dava adamı olarak bir gün zindancı subayla tartışırken kendine hakim olamaz, adalet ve hürriyet aşkıyla şöyle haykırır:

“Ben insanım!

Benim her şeyimi, hürriyetimi, hayatımı gasbedebilirsiniz, fakat insanlığımı almaya kudretiniz yetmez.”

Gerçekten de tarih, bu sözleri onaylar. Tarih boyunca pek çok zalim gelip geçmiştir. Zulmün her türlüsü de yapılmıştır. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, en azından bir kısım mazlumun insanlığını elinden alamadıkları için, günün birinde olanca güçlerine rağmen yıkılıp giden kendileri olmuştur.

Bu tarih dersini hiç aklımdan çıkarmam ve umudumu da hiç kaybetmem.

Zalimler, yetim malına göz koyanlar, milletin bekasıyla oynamaktan çekinmeyenler, soyarken arsızlaşanlar bu dersi almamış kimselerdir. Namık Kemal konusunu kapatmadan önce son olarak beni de çok etkilemiş olan bir beytine yer vermeden geçemeyeceğim:

“Ölürsem görmeden millete  ümit etiğim feyzi

Yazılsın senk-i kabrime vatan mahzun, ben mahzun”

(*) Şeref Kurbanları: Şeref Vapuru ile 8 Eylül 1897’de Trablusgarp’a sürgün edilen Tıbbiye, Mülkiye, Harbiye ve Bahriye Mektebi öğrencilerine verilen isim

NOT: Aktarmalar, Çatı Yayınevi’nin 2007’de yayınladığı ve sürgünlerden Ali Fahri Ağababa’nın kaleme aldığı Şeref Kurbanları adlı eserinden alınmıştır.